YENİLİKLER

* Spor yapıyoruz. 29 Eylül 2013
Tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Tasavvuf etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

9 Ocak 2014

MESNEVİ’DEN BİR HİKAYE (Şer görünende, bir hayır vardır)





MESNEVİ’DEN BİR HİKAYE
(Şer görünende, bir hayır vardır) 


Mustafa s.a.v, yücelerden ezan sesini duydu. Abdest tazelemek üzere su istedi. O soğuk suyla elini, yüzünü yıkadı. Ayaklarını da yıkayıp pabuçlarını giymek üzereyken bir kuş (Tavşancıl, küçük kartal türü) gelip pabucunun bir tekini kapıverdi. Kuş yel gibi havalandı, pabucu tersine çevirdi. İçinden bir yılan düştü. Kapkara bir yılandı, bu hareketiyle Peygambere iyilik etmek istemiş Tanrı inayetine sebep olmuştu. Kuş sonra pabucu getirip “Buyur namaza git” diye Peygamberin önüne koydu. Adeta “ Bu küstahlığı zoraki yaptım, yoksa benim de edep ağacından bir dalcağızım var, ben de hadimce edep erken nedir bilirim” diyordu.

Peygamber, şükretti de dedi ki: “ Biz bunu cefa sanıyorduk halbuki vefanın ta kendisiymiş!” papucumu kaptın, aklım karıştı, canım sıkıldı, sen beni gamdan kurtarıyormuşsun, bense gama düşmüştüm. Tanrı bize bütün gaypları gösterdi ama o sırada gönlüm, kendimle meşguldü!”.

Kuş; “ Sen gafil olmazsın, bu senden uzak Ey Mustafa s.a.v, benim gaybı görmem de sendeki bilginin aksinden! Havadayken pabucun içindeki yılanı görmeme, kendimden değil, senden aksetti bu bana” dedi. Nurlu kişinin aksi de aydındır. Zulmette kalanın aksiyse baştanbaşa külhan kesilir. Tanrı kulunun aksi tamamıyla nurdur, yabancının aksiyse tamamıyla körlük! Ey can, herkesin aksi nedir, bunu bil. Dilediğin kişinin yanında otur!

Ey can o hikaye Tanrı hükmüne razı olasın diye sana ibrettir. İbret al da kötü bir işe düşünce aklını başına devşir, ye'se düşme hüsnü zanda bulun! Başkaları, o hadiseden korkup sapsarı kesilse bile sen aldırış etme. Fayda zamanında da ziyan zamanında da gül gibi gülmeye bak! Gülün yapraklarını birer, birer koparsan da yine gülmeyi bırakmaz, yine sokup gamlanmaz. Bir dikenden niçin gama düşeyim? Zaten bu gülmeyi diken yüzünden buldum der. Takdir yüzünden kaybettiğin şeyler muhakkak senden belayı giderir. Bunu böyle bil!

Tasavvuf nedir diye bir uluya sordular da dedi ki: Sıkıntı zamanı, gönülde neşe ve ferah bulmak! Tanrının verdiği mihnet ve cefayı da Peygamberin pabucunu kapan kuş say....


...



31 Ekim 2011

Mesnevi'den notlar



Fıkhın fıkhı da, gramerin grameri de harf harf yok olmayla anlaşılır.

Su testisi, bizim iddia(bilgi)mız, halife de Hak ilminin Dicle'si.

Biz Dicle nehrine bir testi su götürüyoruz. Eşek olduğumuzu bilmezsek gerçekten eşeğiz.

Hiç olmazsa bedevî mazurdu. O Dicle'den hem habersiz hem de uzaktı.

Bizim gibi Dicle'yi bilseydi, dolu testiyle sahraları aşmaz,

Hatta Dicle'den haberi olsaydı, testiyi taşa çalar, kırardı.

(2950)

Ders: Mesnevi ilimen, edebiyaten, kalemen bir testi su gibi aşıklara ikramdır, aşk suyunu dil ile anlatmak için. Kalem aşkı anlatmaya nasıl yeterli olsun ki. Aşık zaten bir Allah deyişiyle tüm kaaniata sahip olmuş başka hiç bir şeye ihtiyacı yok olmuşken. Sadece kendinden haberdar etmek adına bir anlatıştır. Kendinden haberi olunca zaten testiyi kırar buyuruyor.


Her sedefte inci olmaz. (1030)


Mana alemine talep taze diken gibidir, madde alemine talep kuru diken gibidir.
Deve misali tazesini yerse hem lezzet hem fayda bulur,
kuru olarsa diken gibi sertleşir, damağını, ağzını yaralar.
(4110)

Nasıl her iş bir fikir ile başlar oluşursa, O'nu aramada daima fikir sahibi ol. (1040)

Vatansız şâhlar şâhı canının lütfu, bütün bedene nasıl yayılmış gör.
Asıl soylu akıllıların aklının lütfu da her uzva nasıl edep öğretiyor, gör!
Sabırsız, kararsız aşkın kuvveti de bak, seni nasıl deliliğe götürüyor.
Deniz suyunun keremine bir bak. Onda sonsuz inciler, cevherler meydana gelmede.
Ustanın hüneri neyse, çırakları da onunla tanınırlar.
Usul bilgisinin âlimi için ders usuldür. Talebesi de onu öğrenir.
Fıkıhçı üstadın dersi de fıkıh olur. İyi talebe de ondan fıkıh okur.
Dil bilgisi hocası da gramer okutur. Talebelerin bilgisizliğini giderir.

Dersi yok olmak olan üstadın talebesi de mahvolmanın ve ayılmanın âlimi olur.
Ölüm günü, bütün ilimlerin en iyisi yoksulluk, yani Hz. Peygamber'in ilmidir.
(2940)

Hadislerden sözlerden

"Dünyada bir garib veya bir yolcu gibi ol"
Hz. Muhammed (s.a.v.)

Hatırlatıp öğüt ver! Zira gerçeği hatırlatıp
nasihatte bulunma, inananlara ve inanacaklara fayda verir.
Zariyat Suresi: 55

Allah’ım, Hz.Muhammed ve âline salat eyle ve beni insanların gözünde bir derece yükselttiğinde kendi gözümde bir derece düşür; bana insanlar arasında açık bir izzet verdiğinde kendi yanımda aynı ölçüde gizli bir zillet ver.

“Ey Allah’ım! Cehennem ateşinin korkusundan dolayı Sana ibadet ediyorsam, beni Cehenneminde yak. Eğer Cennet vâdinden dolayı da Sana ibadet ediyorsam, Cennetinden beni mahrum eyle...”
Rabia-yi Adeviyye


Ey iman edenler! Eğer siz Allah'ın dinine yardım ederseniz Allah da size yardım eder ve ayaklarınızı sabit tutar.
Muhammed Suresi: 7

Temiz söz hakikatten uzak olanlara tesir etmez. Çarpık ayakkabı çarpık ayağa uyar. Doğru olmayan gönüllere de şeytanın efsun ve efsanesi uyar.
Hz. Mevlâna Muhammed Celaleddin-i Rûmî (k.s.)

"Rabbımız Allah'tır deyip, sonra da doğrulukta devam edenlere gelince, onların üzerine melekler iner ve derler ki'' Korkmayın, üzülmeyin, size va'ddedilen cennetle sevinin."
Fussîlet, 30.

13 Şubat 2010

Tüm canların ebeden ve daimen sevgililer gününü tebrik ederim...

 

“Kullarım ne diyor?” “Seni tekbir ediyor, sana hamdediyor ve seni tâ'zim ediyorlar.” “Beni gördüler mi?” “Hayır, vallâhi seni görmediler!” “Beni görselerdi nasılolurdu?” “Seni görselerdi, sana daha çok tâ'zim ve tesbih ederlerdi!  

‘Gönül dostlarının, ebeden ve daimen sevgililer günü kutlu olsun’


 
Hat çalışmaları bana ait olan diğer altarnatif tebrik kartı.

28 Ocak 2010

Seyyid İmadeddin Nesimî




Seyyid İmadeddin Nesimî

Şeyhul Ekber İbn-i Arabi Hazretleri gibi Vahdet-i Vücud inancında olan ilahi aşk sarhoşu, melamet hırkası giymiş, Mevlana hz.lerine şiirlerinde övgüler etmiş, ben Hallacı Mansur'um diyen, Hallaccı Mansur gibi İslama uymadığı gerekçesiyle derisinin yüzülerek öldürüldüğü bir zât. Allah sırrını kudsi eylesin. Tebrizi Şems hazretleri gibi tebrizlidir.Şivesi azeridir. Daha çok Aleviler sahiplendiysede sunni ve tarikat ehli olduğu bilinmektedir.

Bize bir muhiblik düştü kendisine, dokunaklı şiirlerini tasavvuf erbabı gönül dostları ile bu köşede paylaşmak anmak istedim.

Üç tane bilinen Nesimi isimli kişi vardır ve bunlar birbirine çok karıştırılır. Birincisi İmadeddin Nesimî, Seyyid Nesimi olarak'ta bilinir biz bu zatı paylaşıyoruz . İkincisi aşık Nesimi; Alevi bir ozandır. Üçüncüsü Kul Nesimi'dir anadoludan bir şair. Bu hususta kaynaklara çok dikkat edelim. Bazı yerlerde İmameddin Nesimi' söylenmiş gibi lanse edilen haydar, haydar melamet hırkası türküsü Kul Nesimi'ye aittir. Bu parçayı meşhur edende Müslüm Gürses'in seslendirmesidir.


Detaylı copy, paste yaptığım bilgiler aşşağıda yer almaktadır. Selamlar, Allah'a emanet olun.

İlk olarak beni etkileyen şiirini paylaşıyorum.

---------------

Ben Bu Cihana Sığmazam

Bende sığar iki cihan, ben bu cihana sığmazam,
'Cevher-i lâmekan' benem, 'kevni mekâna' sığmazam.

'Arş ile ferş' 'kâf ile nun' bende bulundu cümle çün,
Kes sözünü ve sessiz ol, şerh ve beyâna sığmazam.

Kevni mekândır âyetim, zâti durur bidayetim,
Sen bu nişanla bil beni, bil ki nişana sığmazam.

Kimse vehim ve zan ile olmadı Hakk ile biliş,
Hakkı bilen bilir ki ben zan ile vehme sığmazam.

Surete bak ve mânâyı suret içinde tanı ki,
Cism ile can benem velî, cism ile câna sığmazam.

Hem sedefim hem inciyim, Haşır ve Sırat esenciyim,
Bunca kumaş ve raht ile ben bu dükkâna sığmazam.

Gizli hazine benem ben iş, aynı ayan benem ben iş,
Cevher-i yer benem ben iş, denize ve yere sığmazam.

Gerçi Muhit ve Azimim, adım âdemdir âdemim,
Dar ile 'künfekan' benem, ben bu mekâna sığmazam.

Can ile hem cihan benem, dehr ile hem zaman benem,
Gör bu latîfeyi ki, ben dehre ve zamana sığmazam.

Yıldızlar ve felek benem, vahy ile hem melek benem,
Çek dilini ve sessiz ol, ben bu lisana sığmazam.

Zerre benem, güneş benem, car ile penç ve şeş benem.
Sureti gör beyan ile, çünkü beyana sığmazam.

Zat ileyim sıfat ile, Kadr ileyim Berât ile,
Gül-şekerim nebât ile piste-dehâna sığmazam.

Nâra yanan şecer benem, çarha çıkar hacer benem,
Gör bu ateşin zebânisin, ben bu zebâne sığmazam.

Bal ile hem şeker benem, şems ile hem kamer benem,
Rûh-i revân bağışlarım, rûh-i revana sığmazam.

Gerçi bu gün Nesîmiyim, Hâşimîyim, Kureyşiyim,
Bundan uludur âyetim, âyet ve şâna sığmazam.

Nesimî

--------------------------

Diğer şiirleri:
  •  Ey kendinden habersiz, gel Hakk'ı tanı, zira o sendedir. Vücudun şehrine girip seyret. Onun sende olduğunu görürsün. / Zanna kapılıp nerdedir diye şaşkın şaşkın gezersin. Boşuna her yeri gezip durma. Çünkü canın mekanı sendedir. / Ben Hakk'm senden ayrı olduğunu nasıl söyleyebilirim? Çünkü Hakk'm nizamının sende olduğunu gözümle görmüşüm./İlahî bir bülbül isen başka bir gül bahçesi arama. Ruhulemîn'in (Cebrail'in) gül bahçesi sendedir, seyre çık.
  • Ne zaman ki, kahpe felek, cahili ve haddini bilmezi sever oldu; artık şüphesiz, faziletin müşterisi bulunmaz. /Fırsatçı hırsız, bütün gerekli şeyleri götürse yeridir. Çünkü yola koyulan kafilede bir kişi bile uyanık değildir. / Halkın işi çığırından çıktı. Gönül yıkıcılar çoğaldı. Yaralı bir gönülü tamir edecek bir mimarbile bulunmaz. / Var git derde katlan ve eziyetlere karşı sabırlı ol.Çünkü gönlün dileğinin azı da, çoğu da bulunmaz. / İki yüzlülük ve hilekarlık işte aldı yürüdü. Fazileti müşterisiz bıraktı. İlim sahiplerine parlak bir pazar kalmadı. / Ey Nesîmî, sen sırrını bu ayak takımına açma. Çünkü bugün dünyada sırdaş bir insan bile bulunmaz.
  • Gönül sefa ve dünya zevkine aldanma, kana boyar. Seni bu sevdaya salar, kendi başka hayale dalar./ Ey akıl sahibi, şu beş günde devran sana el verirse, biran yüzüne güler, sonra yüz bin üzüntü verir./ Bunca haceti yığacağına, yürü, bir olgunluk, mükemmeliyet iste. Ecel yeli bir gün esince ona çok zarar verir./ Eğer âşık isen, bunca haceti ne yapacaksın, terket. Aşka düşmüş olan mala sevdalanmaz. /Zülfün yüzüne düştüğünü görmeyen ahali, güneş tutuldu diye yanlış fikre kapıldılar./ Varlığını yığıp yedirmeyen kişinin malı zehir (yılan) olur. Ey saki, sözünde yalan olanın vebali boynunadır.
  • “Mansur gibi benden eğer çıhdı; Ene’l Hak, Ey hace itab eyleme uş darumı buldum.” “Faş eyledüm cihana Ene’l Hak rümüzını, Doğru haberdür, anın içün dara düşmüşem.” “Gel Enel Hak sırrını meyhanede meyden işit, Ey düşen inkara niçün münkiri meyhanesen?” “Ger Enel Hak söylemekten dara asılsam ne gam? Bunca Mansur’ın asılmış başı ber-dar uşta gör.” “Zikrüm Ene’l Hak’dür benüm, doğru sözüm hakdür benüm, Dareyn içinde gayrühü hem leyse fiddar olmuşam
     -----------------------

    Nesimi hakkında ansiklopedik bilgi

    Nesimi on dördüncü yüzyıl şairlerinden. Bir rivayete göre, Bağdat'ın Nesim nahiyesinde doğdu. Şivesinde azeri özellikleri görüldüğü için de, Tebrizli olduğu sanılmaktadır. Doğum tarihi kesin olarak bilinmemektedir.

    Nesimi çok seyahat etti. SultanBirinci Murad-ı Hüdavendigar zamanında Bursa'ya geldi. Sonra, Mısır'daki Çerkez sultanlarının elinde bulunan Halep şehrine yerleşti. Oradayken, Vahdet-i vücud sarhoşluğundaki bazı yazıları ve sözleri İslamiyete uygun görülmeyerek, 1417 senesinde idam edildi.

    Semerat-ül Füad kitabında ve Ruh'ul Beyan Tefsiri'nde, Nesimi'nin sünni ve tarikat ehli olduğu yazılıdır. Bu Türk şairi hakkında en doğru ve güvenilir bilgiyi, kendi yüzyılında yaşamış olan Ünlü alim İbn-i Hacer-i Askalani vermektedir. İbn-i Hacer'e göre, Seyid Nesimi Tebrizlidir. Asıl ismi Şeyh Nesimeddin'dir. Hurufilik denilen yolun kurucusu Fadlullah-i Esterabadi'nin talebesidir. Bunlardan anlaşıldığına göre, Nesimi'nin önce Hurufi iken sonra pişman olduğu, tövbe ettiği anlaşılmaktadır. (Bkz. Hurufilik)

    Nesimi, divan şiirinin adeta bir Yunus Emre'sidir. Fikirlerini korkusuz şekilde; her sıkıntıyı ve tehlikeyi göze alarak yazmış ve içli bir şekilde söylemiştir. Nesimi, zamanının Türkçesini en güzel şekilde şiirlerinde kullanmıştır. Arapça ve Farsça bilen Nesimi'nin tasavvuf kültürü derindir. Mevlana Celaleddin Rumi'ye hayranlığını ifade eden şiirleri de vardır.

    Nesimi'nin bir Divan'ı vardır. Divanının en doğru olanı, Bayezid Kütüphanesindedir. Divanında, küçük mesneviler ve gazellerden başka, devrinin Türklere has bir nazım şekli olan tuyuğlar ve bazı Farsça şiirler bulunmaktadır.

    Kaynak: Rehber Ansiklopedisi

    Genel Başvuru ve Bilgi Sitesi
    Under Creative Commons License: Attribution Non-Commercial

    -----------

    Wikipedia:

    İmadeddin Nesimî (d. 1370 ? - ö. 1417-18, Halep[1]), daha çok Seyyid Nesimî[1] mahlası ile tanınan, 14.-yy Hurufi Türk[2][3] şairi. Azeri Türkçesinde[4][5][6] ve Farsça[7] divanlar yazmış, ayrıca Arapça da şiirler[8] bestelemiştir.

    Yaşamı

    Hayatı birlikte doğum tarihinin 1399-1344 yılları arasında olduğu[kaynak belirtilmeli], idamının da 1417 veya 1418 yılında olduğu tahmin edilmektedir[kaynak belirtilmeli]. Türkçe ve Farsça divanları yazmıştır. Şiirleri dönemin bir çok şairini etkilemiştir. Şiirlerinde Hallac-ı Mansur'u andıran ifadeler kullanmasıyla idarecilerin tepkilerini üzerine çok çekmiştir.
    Nesimî'nin yaşadığı dönemde Fazlullah Naimi'nin (1340-1394) kurucusu olduğu Hurufilik hareketi geniş ölçüde yaygınlaşmıştı. Nesimî Naimi'den öğrendiği Hurufiliği kabul etmiş ve bu tarikat uğrunda mücadele etmiştir.
    Kendisinin de Mevlana'dan etkilendiği ileri sürülmektedir.[kaynak belirtilmeli] Çeşitli nazireler yazmıştır. Şiirleri Anadolu,Azerbeycan ve İran'da yaygındır. Esterabadlı Fazlullah'ın yaymaya çalıştığı Hurufiliği benimsedi. Bu mezhebin önde gelen savunucuları arasında yer aldı. Ülkenin çeşitli yerlerinde dolaşarak şiirleriyle yaymaya çalıştı. Bu, yöneticileri rahatsız etti.
    Diğer hurufilere olduğu gibi Nesimî de takip edilmiş ve Mısır Çerkez kölemenleri hükûmdarı El-Müeyyed Şeyh'in emriyle Şam'[kaynak belirtilmeli]da derisi yüzülerek öldürüldü. Cesedi bir hafta halka gösterildi. Ayrıca öldürüldükten sonra derisini omzuna alıp 7 kapıdan aynı anda cıktıgı söylenmektedir.

    -----------------

    Daha fazla detay ve şiirleri için:
    http://www.hbektas.gazi.edu.tr/dergi_dosyalar/50-77-135.pdf


    26 Ekim 2009

    Müzik: Erkan Oğur - Pencereden kar geliyor


    Sözlere dikkat!

    Müzik klip: Hayko Cepkin - Demedim Mi ?


    Muhteşem sözler. Hayko cepkin'de süper yorumlamış ağzına emeğine sağlık..

    Şiir: Tek Hece (aşk)



    Tek Hece (aşk) 

    Var mı beni içinizde tanıyan?
    Yaşanmadan çözülmeyen sır benim
    Kalmasa da şöhretimi duymayan.
    Kimliğimi tarif etmek zor benim

    Kimsesizim hısmım da yok hasmımda
    Görünmezim cismim de yok resmimde
    Dil üzmezim tek hece var ismimde
    Barınağım gönül denen yer benim

    Var mı beni içinizde tanıyan?
    Yaşanmadan çözülmeyen sır benim
    Kalmasa da şöhretimi duymayan
    Kimliğimi tarif etmek zor benim
    Zor benim zor benim

    Bülbüm benim lisanımla ötüştü
    Bir gül için can evinden tutuştu
    Yüreğime toroslardan çığ düştü
    Yangınımı söndümedi kar benim
    Kar benim kar benim

    Niceler sultandı kraldı şahtı
    Benimle değişti talihi bahtı
    Yerle bir eyledim tac ile tahtı
    Akıl almaz hünerlerim var benim
    Var benim var benim

    Kamil iken cahil ettim alimi
    Vahşi iken yahşi ettim zalimi
    Yavuz iken Zebun ettim Selimi
    Her oyunu bozan gizli zor benim
    Zor benim zor benim

    Aşk benim aşk benim
    Aşk benim aşk benim

    İlahimle Mevlana'yı döndürdüm
    Yunusumla öfkeleri dindirdim
    Günahımla çok ocaklar söndürdüm
    Mevladanım hayır benim şer benim

    Sevep bazı Leyla bazı Şirindi
    Hatrım için yüce dağlar delindi
    Bilek gücüm Ferhan ile bilindi
    Kuvvet benim kudret benim fer benim

    Yeryüzünde ben ürettim veremi
    Lokman hekim bulamadım çaremi
    Aslı için Kul eyledim Keremi
    İbrahimin atıldığı kor benim
    Kor benim kor benim

    Sevep bazı Leyla bazı Şirindi
    Hatrım için yüce dağlar delindi
    Bilek gücüm Ferhan ile bilindi
    Kuvvet benim kudret benim fer benim
    Fer benim fer benim

    İlahimle Mevlana'yı döndürdüm
    Yunusumla öfkeleri dindirdim
    Günahımla çok ocaklar söndürdüm
    Mevladanım hayır benim şer benim
    Şer benim şer benim

    Kimsesizim hısmım da yok hasmımda
    Görünmezim cismim de yok resmimde
    Dil üzmezim tek hece var ismimde
    Barınağım gönül denen yer benim
    Yer benim yer benim

    Aşk benim aşk benim
    Aşk benim aşk benim
    Benim adım AŞK

    Cemal Safi

    Mesnevinin ilk 18 beyiti


    Mesnevinin ilk 18 beyiti. Farsça.

    İlahi: Sakın terk-i Edepten


    Efendimize duyulan sevginin şiire yansıyan hali. Güzel bir hikaye.

    25 Eylül 2009

    Hz. Mevlana ile tanışmak istermisiniz


    Mevlânâ Celâleddin Rûmî

    Selamlar, belki de uzun zaman önce paylaşmam gerekirdi. Bu kitap Mevlana hakkında yazılmış en iyi kaynak kitaptır. Kısa, öz, sağlam kaynaklar ile Türkiye Diyanet Vakfı yayınlarına ait bir kitap. Mevlana Hazretleri hakkında hemen hemen tüm bilgilere hayatı, eserleri, sözleri vs. öğrenebileceğiniz. Mevlana ile ilk tanışma kitabıdır. Hz. Mevlana ile tanışmak için ilk alınması gereken kitap. Bir başucu kitabı.

    Fiyatı: 7.00-TL

    http://market.semazen.net

    Mevlânâ Celâleddin Rûmî
    Emine YENİTERZİ (Prof. Doç. Dr.),
    Türkiye Diyanet Vakfı Yayınları

    İçindekiler:
    MEVLANA CELALEDDİN RUMİ'NİN HAYATI
    HAYATINDAN KESİTLERLE MEVLANA'NIN ÖRNEK ŞAHSİYETİ
    MEVLANA'NIN EDEBİ ŞAHSİYETİ
    MEVLANA'NIN TEFEKKÜR DÜNYASI
    MEVLANA'NIN TESİR ALANLARI
    DEĞERLENDİRME
    MEVLANA'DAN MESAJLAR

    22 Eylül 2009

    Kitap: Hazret-i Yusuf




    "Muhakkak ki, Yûsuf a.s'ın ve kardeşlerinin kıssalarında ehl-i kalbin tefekkür ve tedebbür edeceği birçok ibret vardır. Bu uydurulabilecek bir söz değildir. Ancak kendinden evvel gelenlerin tasîki ve herşeyin tafsilidir, izahıdır. Aynı zamanda îman eden bir cemaat için bir hidayet ve ve rahmettir o!" Yûsuf sûresi, 111)


    Aşkı, Mevlana'dan sordunuz, gelin bir de Cenabb-ı Hak'tan dinleyin. Yûsuf sûresi tefsiri şiddetle herkese tavsiye ediyorum. 

    Erkam Yayınlarından Mahmud Sami Ramazanoğlu'nun hazırladığı harika bir başucu kitabı. Başta gönül insanları olmak üzere herkese tavsiye ediyorum. Mutlaka edinin ve okuyun. Hz. Yusuf a.s'dan kıssaları ayet, hadis ve destekleyen hikayeler ile biraz roman gibi anlatmakta. Arada verilen insan-ı kamil olma adabı, dersleri ile insanı aydınlatan bir çalışma. 


    14 Temmuz 2009

    Ararım seni her gece


    Duygu yüklü bir sanatçı Saadettin Kaynak
    Bir abimden Muhabbet bağına adlı eserin Peygamber efendimize hitaben yazıldığını duyduğumda çok etkilendim. Onunla ilgili bir kısa web araştırması yapmak bugüne kısmetmiş. Hayat hikâyesinde ki bazı noktalar beni çok duygulandırdı ve bloğumda paylaşmaya karar verdim. Tüm hayat hikâyesini değil de kısaca ve bazı dikkatimi çeken noktaları paylaşacağım.

    Saadettin Kaynak: (1895, İstanbul -1961 İstanbul) Klasik Türk müziği bestecisi.
    Ali Alâaddin Efendi'nin oğludur. Anne, babası Karadeniz kökenlidir. Sesinin güzelliği nedeniyle genç yaşta hafız olmuştur. Öğretmenleri; Hafız Melek Efendi, Kasımpaşa Küçükpiyale Cami İmamı Hafız Cemal Efendi, Neyzen Emin Dede ve Muallim Kâzım Uz'dur. Müzik eğitimini İstanbul Üniversitesi'nde tamamlamış ve daha sonra Güney Doğu Anadolu'da yerel müzikler üzerine araştırmalar yapmıştır. 42 ayrı makamda yazdığı 330 kadar eseri bulunmaktadır. 1955 yılında felç geçirmiş; 3 Şubat 1961 tarihinde İstanbul'da Haydarpaşa Numune Hastanesi'nde ölmüştür. Merkez Efendi Mezarlığı'nda gömülüdür. Zehra hanım'la evli olan Kaynak, dört çocuk babasıymış.

    Benim aklımda yer eden eserleri; Muhabbet bağına girdim, Leyla bir özge candır, Çile bülbülüm çile. Muhtemel diğer eserlerini duyarsam bilirim ama aklımda ve gönlümde yer etmiş olan bu iki eseridir.

    İlahiyat Fakültesi mezunu olan bu hafız sanatkâr, birkaç kez Çankaya Köşkü'ne çağrılmış. Atatürk'ün emri ile Kur'an-ı Kerîm'in savaşla ilgili Ayetleri üzerine ordu komutanlarına konferans vermiş. Zamanında Sultanahmet Camii, Sultan Selim Camii başimamlığı ve hatipliği görevlerin de bulunmuş.

    20-25 dolayında dini musiki eserleri de bestelenmiştir. " alma tenden canımı, Ey Âşık-ı Sadıklar Gelin Allah diyelim" bunlardan bir kaçıdır. Ayrıca Arapça güfteler de bestelemiştir. "Min hüsnike'l- cemali" mısrasıyla başlayan güfteyi 1945'te hac sırasında Kâbe'de durak asılı iken okumuş ve daha oradayken tavafta bestelemiş ve notaya alıp Türkiye'ye yollamıştır. Öğrencileri de hac dönüşü bu ilahiyi okuyarak karşılamak suretiyle Üstadı ağlatan güzel bir jestte bulunmuşlardır.

    Okuduğu kur'an ve mevlit, halkın da sevmesine neden oldu. Onun olduğu camiler tıklım tıklım dolardı. Birçok plak doldurmuştur. Ama o sesinin ötesinde büyük bir bestekârdır.

    Vefat vasiyetinde bağlı olduğu müzik firması tarafından felç geçirince adeta terk edilmiş. O zamanlar borç içine düşmüş. Vasiyetinde apartmanındaki kiracılardan alınacak kira ile defin işlemlerini istemiş. Sözü geçen Sıraselviler’de ki apartmanı varlık vergisiyle zor duruma düşen bir vatandaştan satın almış ve ölünceye kadar eski sahibinden kira almamış.

    Vasiyetin son bölümünde şunlar yazılıdır: " Peygamber 63 sene yaşadı. Ben de 63 yaşındayım. Allah'tan diliyorum ki bu sene öleyim. Tam altı yıl oldu felç geleli. Bu senenin sonunda altı sene dolacak". Sadettin Kaynak bu belgenin hazırlanışından 3 yıl sonra ölmüştür. Kendi beyanındaki iki yıllık 311 (1893) fark, büyük bir olasılıkla, Hicri takvimin Miladi takvime hatalı çevrilmesinden doğmaktadır.

    Cuma günü sabah Haydar paşa Numune hastanesinde yatarken talebeleri onun ziyaretine gelmişler. İçlerinden Hafız Abbas'a Kur'an-ı Kerim okutmuş, onlar gittikten sonra 12:00 civarında namazını kılmış ve 18 yıllık bakıcısı Gülfiye Hanım'a son sözleri şunlar olmuştur. " ben Allah'ın huzuruna gidiyorum hakkını helal et." Cuma ezanları okunurken ruhunu teslim etmiştir. Cenazesi büyük halk kalabalığı arasında tekbirlerle Cumartesi günü Merkezefendi Kabristanlığına defnedilmiştir.

    Gelelim son olarak Muhabbet bağına adlı eserine. Bir rivayete göre, sadeddin kaynak bir gece rüyasında Hz. Muhammed'i görür ve sonrasında bu şarkıyı besteler.


    Sizleri Muhabbet bağına adlı şarkının sözleri ve bir kliple baş başa bırakıyorum.

    Selamlarımla


    ---------------------------



    Muhabbet Bağı

    muhabbet bağına girdim bu gece,

    açılmış gülleri derdim bu gece,
    vuslatın çağına erdim bu gece;
    muhabbet doyulmaz bir pınar imiş.

    ararım, ararım, ararım seni her yerde;
    sorarım ıssız gecelerde, sevgilim nerde?

    açılmış bahtımın gonca gülleri,
    gönül bağında öter bülbülleri,
    aşkıma sarayım hep gönülleri,
    muhabbet doyulmaz bir pınar imiş.

    ararım, ararım, ararım seni her yerde;
    sorarım ıssız gecelerde, sevgilim nerde?

    Saadettin Kaynak


    5 Haziran 2009

    Ey bana derviş diyen, nem ola derviş benim


    Ey bana derviş diyen, nem ola derviş benim
    Ya bu adıma layık, hani elimde iş benim

    Derviş derler adıma, bakarlar suratıma
    Bilmezler ki dirliğim, külli sitayiş benim

    Dil ile şeyhim ulu, yolda aludan alu
    Aklım evi kaygılı, nefsim asayiş benim

    Sureti güler halka, ya kani kulluk Hakka
    Bu dirliğime bak a, hem işim yanlış benim

    Kendi izimi bilirem, saluslanuben yürürem
    Buğz ü kibr ü adavet, gönlümü almış benim

    Suçumu örter hırkam, dirliğim cümlesi ham
    Bir gün yırtılısar perdem, zehi düşvar iş benim

    Derviş neye dolundum, ulu suçta bulundum
    Yunus umduğum Haktan, ol rahmet imiş benim
    Yunus Emre

    29 Mayıs 2009

    Aşksızlara verme öğüt...



    Aşksızlara verme öğüt, öğüdünden alır değil
    Aşksız adem hayvan olur, hayvan öğüt bilir değil
    Eksik olman ehillerden, kaça görün cahillerden
    Tanrı bizar bahillerden, bahil didar görür değil
    Kara taşa su koyarsan, elli sene ıslatır isen
    Hemen taş yine bayağı, hünerli taş olur değil
    Taştan çıkar türlü sular, ayağında biter neler
    Cahil gönlü taştan beter, cahil gelmez gelir değil
    Boz yapalak devlengice, emek yeme erte gece
    Onun eşiği gözsepektir, salıp ördek alır değil
    Şah balaban şahin doğan, zihi öğmüş onu öğen
    Doğan zaif olur ise, doğanlıktan kalır değil
    Ol iki cihan güneşi, zahir dünyasın değişti
    Cahil onu öldü sanır, ol hod ölmez ölür değil
    Yunus olma cahillerden, ırak kalma ehillerden
    Cahil ne var mümin ise, cahillikte kalır değil
    Yunus Emre


    2 Nisan 2009

    YANAN DEDE


    Yanan Kalbe Devasın
    SenGönül hûn oldu şevkinden boyandım ya Rasûlallah
    Nasıl bilmem bu nîrana dayandım ya Rasûlallah
    Ezel bezminde bir dinmez figandım ya Rasulallah
    Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Rasulallah

    Yanan kalbe devasın sen, bulunmaz bir şifasın sen
    Muazzam bir sehasın sen, dilersen runumasın sen
    Habibi Kibriyasın sen Muhammed Mustafasın sen
    Cemalinle ferahnak et ki yandım ya Rasulallah

    Yaman dede: Allah hep lütfeder. Kahır gibi görünmesi bizim bakışımızın kötülüğündendir.

    Çok güzel bir insanın hayat hikayesinin anlatan bir site.


    13 Mart 2009

    Mesneviden dersler

    Dizine kadar ırmağın içindesin, sense kendinden habersiz bundan şundan su arıyorsun. Önünde de, arkanda da akarsu var; ama gözlerinin önünde ve ar­kasında set var. Denizdeki inci gibi “Deniz nerede?” der; o hayal, sedef gibi onun du­varıdır.
    (V/1073-1083).

    Ey dostlar! Gönül, güven yurdudur; orada pınarlar, gül bahçesi içinde gül bahçesi vardır. Ey yürüyen! Kalbine yönel ve yürü; orada ağaçlar ve akan pınarlar vardır
    (III/514-516).

    Topraktan yeşeren gül bahçesi, yok olur; gönülden yeşeren gül bahçesi ne hoştur!
    (VI/4647-4650).

    Başının tepesinde ekmek dolu bir sepet var, sense kapı kapı ekmek parçası isti­yorsun. Başınla ilgilen, dik başlılığı bırak. Git, gönül kapısını çal. Niçin her kapıdasın?
    (V/1073-1083).

    Açlık Hakk’ın özel kullarına verilmiştir; böylece açlıkla güçlü aslan olurlar.
    (V, 2831-2853)

    Açlık derdi, sermayesi olan kişinin bütün parçalarına yenilik gelir. Tat açlıktandır, yeni/güzel yiyecekten değildir; aç hâlde arpa ekmeği şekerden daha tatlıdır
    (VI/4293-4294).
    Su yolu kapanınca yoksul kalır; pınarı, kendi içinden ara
    (IV, 1964-1967)

    27 Şubat 2009

    Cehennem'de, Cennet'te âşıktan korkar


    “Aşk mekansızlık âleminde kızgınlık madenidir.
    Yedi cehennem onun kıvılcımından bir dumandır.
    Ey temiz adam, bu yüzden cehennem; âşığın ateşinden zayıflar, söner.
    Cehennem der ki; ‘Ey ulu er, çabuk geç. Yoksa ateşlerinden ateşim sönecek’(…)
    Cennet de ona, yel gibi geç, yoksa neyim varsa mahvolup gidecek
    Ondan cehennem de titrer cennetler de. Ondan ne buna aman vardır, ne ona”

    (Mesnevî, VI, 4607-4614)
    -----------------
    “Âşığın günü de odur, rızkı da. Âşığın gönlü de odur, gönlünün yanışı da”
    (Mesnevî, VI, 4046)

    “Bana aşktan başkası yoldaş olmadı. Ne dünyaya gelmeden önce, ne de daha sonra aşksız yaşadım.”
    (Rübâiler, 38)

    “Âşık çocuğa benzer. Memeden süt emer durur. O iki âlemde de sütten başka bir şey bilmez”
    (Mesnevî, VI, 4048)

    “Vesvesenin ağzını bağlayan, ancak aşktır. Yoksa vesveseyi kim bağlayabilmiş ki.”
    (Mesnevî, I, 2645)

    “Sevgiden acılıklar tatlılaşır, sevgiden bakırlar altın kesilir.Sevgiden tortulu, bulanık sular, arı duru bir hâle gelir, sevgiden dertler şifa bulurSevgiden ölü dirilir, sevgiden padişahlar kul olur.Bu sevgi de bilgi neticesidir…”
    (Mesnevî, II, 1529-1532)

    17 Aralık 2008

    Mevlânâ ve Mevlevilik grafiği (Gazete çalışmam)


    Mevlâna ve Mevlevilik info grafik
    Zaman gazetesinde Şeb-i Aruz (Mevlânâ vefat yıldönümü) için hazırladığımız grafik. Mevlânâ Hz., mevlevilik ve mevlânâ müzesi hakkında görsel bilgiler.

    Çalışmayı büyük boy görmek için tıklayın:
    http://img253.imageshack.us/img253/91/mevlanavemevlevilikvh6.jpg

    21 Ekim 2008

    Mevlânâ'dan güzel sözler...



    Çoğunluğu Mevlânâ’dan olan şimdiye kadar not aldığım güzel sözler. Paylaşmak bilginize sunmak istedim.


    Kaynak: Ariflerin menkıbeleri 'Ahmet Eflâkî' (Çogunluk sözler ordan not alınmıştır.)


    SÖZLER:


    * Sabır, aşkla uzlaşamıyor, yatıştırmıyor aşkı sabır; Akıl feryâda erişemiyor... Ben bilirim ki senden yanlış bir iş çıkmaz; Ama âşıkların gönülleri kötü düşüncelere dalar. (Mevlânâ)

    *
    Umutsuzlanma ey gönül; Gizli âlemde görülmemiş şeyler vardır ey gönül.. (Mevlânâ)

    * Ey can, sevgili senden ayrı düşer diye tasalanma; İp uzun ama, çenberden geçer elbet. (Mevlânâ)
    Testide ne varsa o sızar dışına..

    * Aşk bir sarhoşluktur, ikiyi bir gösterir. Oysa dünyevî sarhoşluk ise biri iki yapar.

    * BAŞKÖŞE?..Alimlerin başköşesi odanın ortası, sofiler için yanı, ârifler için girişi, âşıklar için dostun kucağıdır. (Hz. Mevlânâ)

    *
    Meyvasız ağacın dalları yukarı doğrulur, meyvaları olanın ise aşşağı eğilir. İşte alçakgönüllü olan o meyvalı ağaç gibidir. (Hz. Mevlânâ)

    * "Her kimde lokma celâl nuru haline gelirse, o kimse ne isterse yesin, ona helâldir." (Hz. Mevlânâ)

    * İlim meclisine vardım, kıldım talep/ İlim ta gerilerde kaldı, İlla edep, illa edep!"

    *
    Edep bir tac imiş Nur-u Hüda’dan Giy ol tacı, emin ol her beladan...

    * Arif; hiçbir bulanıklık temiz olan meşrebini bulandıramıyan kimsedir. Ona gelen bulanıklık durulur. (Hz. Mevlana)

    *
    Zahit, hizmet ve ibadet etmeyi sever; ârif ise, hizmet edileni sever. Zâhit yaralıdır, ârif ise cerrahtır. (Hz. Mevlânâ)

    * ârif, Tanrı ilminin ocağı, nefsi ile taliplerin ruhlanrının sütannesi ve ruhu ile de âlemlerin Rabbi'nin sırlarının kitabıdır. O vahşi bir bedevi olsa da, yine akıl ve edep ocağıdır. (Hz. Mevlana)

    * "Her ne halde olursan ol, onun yanında olmaya çalış, çünkü yakınlıktan sevgi doğar. Nasıl vücut, yârin vücuduna dokunursa, onu görmekle de senin ruhun onun ruhu ile birleşir.(Mevlânâ)

    * Ayrılığı niçin denemeye kalkıyorsun? Bir insan, zehiri nasıl denemeye kalkar? Sen temiz de olsan pis de, ondan uzak bulunma.Çünkü temizlik, (cana) yakınlıktan artar."(Hz. Mevlana)

    * Şöhret afettir, rahat şöhretsizliktedir (Hz. Mevlana)

    * Hazine, zahmette; neşe, arayıp istemede ve acınmışlık da edeptedir. (Hz. Mevlana)

    * Cennet halkının çoğu aptaldır ve Cennet'in en yüksek yeri ise, akıl sahipleri içindir. (Hz. Mevlana)

    * Kurtulan er, başkasının kendisini incitmesinden incinmeyen kimsedir. Yiğit, incitilmeyi hak edeni incitmeyen kimsedir.(Mevlânâ)

    *
    Az sakal erkeğin mutluluğundandır, çünkü sakal, erkeğin süsüdür. Onun çokluğu erkeği böbürlendirir. Bu da insanı içten içe öldüren şeylerdendir.Çok sakal, sofilerin hoşuna gider. Fakat sofi sakalını tarayıncaya kadar, ârif Tanrı'ya ulaşır. (Mevlânâ)

    * Hoca Fakih Ahmet; "Tam kırk yıldır, gece ve gündüz sonsuz mücahedede bulundum ve birçok riyazetler çektim ki bilginlik hastalığı benden gitsin ve o perdeden dışarı çıkayım. Fakat hâlâ bende ondan bir izin kaldığını görüyorum. Gönül levhası ne kadar sade olsa, Tanrı'ya yakınlık da o kadar fazla olur. Çünkü,levh-i mahfuz, hâfızın levhasından daha yüksektedir." diye sölediğini Hz. Mevlana buyurdu...

    * Malum bilginler... Eğer okumadan geretiği gibi yutsalardı, çiğnemek zahmetinden kurtulurlar ve susmayı kendilerine sanat edinirlerdi.(Mevlânâ)

    * Mevlana Hz. buyurdu; Bilginler sultanı olan babam Bahâeddin Veled (R.A) daima: "Eğer bende bu tahsille elde edilen ilimler olmasaydı, o mânâ, ilimden daha kuvvetli olurdu." diye tekrarlardı.

    * "Kalbimi ilimlerden temizledim, dostluk buldum. Varlığın karanlığını bıraktım, aydınlığa ulaştım."(Mevlânâ)

    * Ey (ağzımdaki ufacık et parçası olan) dilim! Sen beni ölümlere duçar ettin! Bana zehirler saçarak çok zarar verdin.Şimdi ben sana ne diyeyim? Ey dilim!Sen hem ateş,hem de rahmetsin! Bu ateşi nasıl rahmete çevireceksin? Ey dilim! Şu ruhum senden şikayetçidir.O,senin her dediğini yaptığı halde senin elinden neler çekiyor!.. Ey dilim! Bazen has kulların lisanı gibi tükenmez bir hazinesin,ama de -el aman- fasıkların zehirli lisanı gibi dermanı bulunmaz bir dert oluyorsun!.. Ey insafsız! Ey yılanı ininden,insanı dininden çıkaran! Bana hiç mi merhamet etmeyeceksin ki ,helakime kasdetip yayını germişsin... Hz. Mevlana

    * Aşıklar daima rahat eder, akıllılar ise, dünya zahmeti içinde ezilir. Akılı aşıklar ise Hakk'ın kucağında sızmış kalmıştır. 'Hz. Mevlana'

    * Bakir sırlar, bu alemin seçkinlerinin (ahyâr) kulaklarına gidecek değerde değildir. Bu sözleri dinlemeye yalnız Tanrı'nın has kullarının ruhları hazırlanmıştır. Bunlar, onların ruhlarına gıdadır. (Mevlânâ)

    * Benim sözüm meleklerin gıdasıdır. Eğer ben söylemesem, aç olan melekler:"Söyle! Niçin susuyorsun?" derler.(Mevlânâ)